TOBB 63. Genel Kurulu Yapýldý

Pazar, 01 Haziran 2008 14:53
TOBB 63. Genel Kurulu, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde gerçekleþtirildi. Genel Kurula Aliaða Ticaret Odasý Baþkaný Adnan Saka, genel Sekreter Takdir Yarýþ da katýldý.

TOBB 63. Genel Kurulu, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde gerçekleþtirildi. Genel Kurula Aliaða Ticaret Odasý Yönetim kurulu Baþkaný Adnan Saka, genel Sekreter Takdir Yarýþ, Türkiye’deki odalarýn meclis, yönetim kurulu baþkanlarý ile genel sekreterleri katýldý. 

 

Genel kurulun açýþ konuþmasýný yapan TOBB Baþkaný M. Rifat Hisarcýklýoðlu, “Türkiye, iþin, liyakatin, sorumluluðun, birlikteliðin vataný haline gelmelidir. Türkiye, çalýþma ahlâkýnýn ön plana çýktýðý, çalýþmanýn ve üretmenin en geçerli deðer haline geldiði bir ülke olmalýdýr. Türkiye, her bir vatandaþýnýn, çalýþma ve liyakat yoluyla ana-babasýndan, çocuklarýnýnsa, kendisinden daha iyi yaþayabileceðinin mümkün olduðu bir ülke olmalýdýr” dedi.

 

 

TOBB Baþkaný M. Rifat Hisarcýklýoðlu’nun açýþ konuþmasý þöyle:

 

“Sizleri Türkiye Odalar ve Borsalar Birliði Yönetim Kurulu ve þahsým adýna saygýyla selamlýyorum. Birliðimizin 63. Genel Kurulu’na hoþ geldiniz.

 

Yaþadýklarýmýzý deðerlendirdiðimiz ve toplumumuzun ihtiyaçlarýný tartýþtýðýmýz her Türkiye Odalar ve Borsalar Birliði Genel Kurulu, Türkiye’miz için yeni bir olanak, yeni bir fýrsattýr. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliði ülkemizdeki, yerli-yabancý, tüm tüccarlarý, sanayicileri, ihracatçýlarý, turizmcileri ve müteahhitleri temsil etme yetkisine ve onuruna sahiptir!

 

Türkiye’nin her bir þehrinin ve her sektörünün temsil edildiði bu platform, Türkiye’nin aynasýdýr. Yani Odalar ve Borsalar Birliði, Türkiye’dir. Burada dile getireceklerimiz, iþte bu büyük camianýn hissiyatýdýr, beklentileridir.

 

Bizler 2001 krizinden bu yana çok çalýþtýk ve Cumhuriyet tarihimizin en büyük ekonomik baþarýlarýndan birine imza attýk. Son 6 yýlda, ortalama yüzde 6,8 gibi muazzam bir büyüme oranýna ulaþtýk. Bu sayede uzun zaman sonra ilk defa, Türkiye’yi yeniden lider ülke yapma ve dünya ekonomilerinin birinci ligine yükseltme fýrsatýný yakaladýk.

 

Evet, siyasi istikrar ve makro reformlar neticesinde, ekonomide büyük bir geliþme gösterdik. Ama her konuþmamýzda, “rehavete kapýlmayalým” dedik! “Daha yolun baþýndayýz” dedik! “Hala yapýlmasý gerekenler var” dedik! Kobilerin nasýl bir yaþam mücadelesi verdiðini, onlar olmadan ekonomideki büyümenin sürdürülemeyeceðini anlattýk. Þirketlerimizin, iþletmelerimizin, dükkânlarýmýzýn, deðiþen dünya þartlarýna uyum göstermelerini saðlayacak ikinci nesil reformlarý, hayata geçirmemiz gerektiðini söyledik. “Türkiye’nin birinci gündem maddesi ekonomi olmalý” dedik.

 

Ama sevgili dostlar, ne yazýk ki geçmiþteki baþarý, hep devam edecekmiþ sanýldý. 2006’dan sonra ekonomi geri planda kaldý ve reform süreci aksadý. Yapýlmasý gerekenler göz ardý edilirken, problemler artmaya devam etti. Ýhracatçýmýz, ithalatçý oldu. Sanayicimiz komisyoncu oldu. Esnaf, iþportacý oldu. Çiftçi, çift bozan oldu.

 

Sonuçta, 2002 ile 2006 arasýnda büyüme ortalamasý yüzde 7’nin üzerindeyken, 2007’de ne yazýk ki yüzde 4,5’e kadar geriledi. Þimdi 2008’de, yüzde 4’ün bile altýnda kalmaktan endiþe ediyoruz. Üstelik bizim büyüme hýzýmýz düþerken, rekabet ettiðimiz ülkelerde benzer bir yavaþlama da görülmedi. Yani küresel yarýþta geri kalmaya baþladýk.

 

Peki, ne oldu? Hemen ifade edeyim ki, zamanýnda tedbir almayýþýmýzýn bedelini ödüyoruz. Önce ekonomiyi ve reformlarý ihmal ettik. Sonra da önceliði olmayan gündemlere saplandýk. Dýþarýda büyüyen iktisadi kriz yetmedi, içeride de siyasi çalkantýlar baþlattýk. Nasreddin Hoca’nýn hikâyesindeki gibi, þimdi bize bir fil yetmiyor, ikincisini de arýyoruz.

 

Kýsaca Türkiye, bir dünya devi olmaya koþacakken, yanlýþ gündemlerle zaman kaybetti. Kýsýr çekiþmelerle ülkemizin mücadele gücünü kýrdýk, enerjisini boþa harcattýk, nefesini tükettik. Biz artýk huzur istiyoruz. Çünkü ancak huzur ortamýnda ticaretin geliþeceðini, yatýrým yapýlacaðýný, istihdam saðlanacaðýný biliyoruz.

 

Huzur olmazsa, 90’larýn karanlýk günlerine dönmekten korkuyoruz. Huzur olmazsa, yüzde 4’lerdeki vasat büyüme hýzýna takýlýp kalmaktan korkuyoruz. Huzur olmazsa, kapýmýza gelen büyük fýrsatlarý kaçýrmaktan korkuyoruz.

 

Bakýn dostlar, size bir þey söyleyeyim. 2001 krizinden bu yana, iþverenler, iþçiler, çiftçiler, esnaf, üretenler ve çalýþanlar olarak, büyük fedakârlýklarla, krizin maliyetini üstlenmek zorunda kaldýk. Geçmiþte, kamu bankalarýnda gizlice biriktirilen, sözde görev zararlarý da bizim cebimizden çýkmýþtý. Ama bunlara yol açanlar, iþ faturayý ödemeye geldiðinde ortada yoktu.

 

Peki, bugünkü çatýþma ortamýnýn maliyetini yarýn kim ödeyecek? Hiç þüpheniz olmasýn ki, testiyi kýranlar, faturayý da millete havale etmekten çekinmeyecektir. Üzerine vazife olmayan görevlere soyunanlarýn yol açacaðý zararlarý artýk ödemek istemiyoruz.

 

Altýný çizerek söylüyorum; evet, artýk biz de tarafýz. Huzurun, istikrarýn, saðduyunun, demokrasinin ve kalkýnmanýn tarafýndayýz. Kavganýn, çatýþmanýn, demokrasiyi ve kalkýnmayý akamete uðratacak her giriþimin de karþýsýndayýz. Biz huzur istiyoruz. Biz saðduyulu olmayý, Türkiye’nin yeniden kendisiyle barýþmasýný bekliyoruz.

 

Biz Türk özel sektörü olarak, büyümeyi sürdürmek için önceliklerimizin neler olmasý gerektiðini söylüyoruz. Özel sektörün, çalýþanlarýn, üretenlerin taleplerini, siyasetçilere iletiyoruz. Bizim iþimiz, çözümün yolunu göstermek; siyasetçilerin iþi ise, çözüm üretmektir. Bizim iþimiz bize, siyasetçinin iþi siyasetçiye...

 

Artýk þu gerçeði görmemiz lazým. Yüzde 4’lerde seyreden vasat bir büyüme hýzýyla, ne iþsizlik sorununu çözeriz, ne de bizden 3 kat zengin Avrupa ülkelerinin seviyesine ulaþýrýz. O halde yüzde 4’lük büyümeyi yeterli görmeyelim. 59. Hükümet dönemindeki reform süreciyle, yüzde 7’lik büyüme oranlarýný yakalayabileceðimizi herkese gösterdik.

 

Yüksek büyümeyi sürdürmenin temel koþulu siyasi ve ekonomik istikrardýr. 90’lý yýllarda bunun yokluðundan çok çektik. Üreten, çalýþan kaybetti; faizci, tefeci parasýna para kattý. Biz istiyoruz ki, üreten kazansýn; biz istiyoruz ki çalýþan kazansýn, biz istiyoruz ki emek veren kazansýn. Bu nedenle, Hükümetimizin önceliði ekonomik istikrarý korumak olmalýdýr.

 

Bakýn bugün iç piyasada iþler durma noktasýna geldi, çekler-senetler ödenmiyor. Peki, niye böyle oldu, niye birden piyasadan para çekildi? Bunun altýnda yatan neden, harcama ve tüketim eðilimindeki yavaþlamadýr. Tüketicideki ve reel sektördeki güven erozyonudur.

 

Zira istikrar hissinin zayýfladýðý bir ortamda, güven duygusu da elbette azalýr. Güvenin olmadýðý yerde de, ne yatýrým olur, ne üretim olur, ne de tüketim olur. Yüksek faiz, üretimin ve yatýrýmýn maliyetini her geçen gün artýrýyor, ekonomik aktiviteler yavaþlýyor, hýzla artan kredi kartý borcu, vatandaþýn geleceðini ipotek altýna alýnýyor.

 

Faizlerin yüksekliðinden þikâyet ediyorsak, iþte bunun esas sebebi, istikrardaki bozulmadýr. Mali disiplindeki gevþeme, ekonomik istikrara en büyük tehdittir. 2006’ya kadar gayet baþarýyla devam eden ve takdir ettiðimiz mali disiplin, 2007’de maalesef bozuldu. Bütçe açýðý 3 katýna çýktý. Hadi diyelim ki, 2007 seçim yýlýdýr, harcamalarýn bir miktar artmasý da normaldir.

 

Artýk 2008’de mali disiplini yeniden tesis etmek ve bütçe açýðýný sadece oransal deðil, nominal olarak da düþürmek zorundayýz. Denk bütçeyi hedeflemek zorundayýz. Özellikle kamunun faiz dýþý harcamalarýndaki yüksek artýþlar, hem enflasyonla mücadeleyi, hem de mali istikrarý tehdit etmektedir.

 

90’larda nasýl bir felakete dönüþtüðünü görmüþ olmamýza raðmen, bütçe dýþý harcama yapýlmasýna imkân verecek fonlar oluþturma giriþimlerini, hayretle ve üzüntüyle karþýlýyoruz. Geçmiþin hatalý uygulamalarý, nelerin yapýlmamasý konusunda en saðlam rehberimiz olmalý.

 

Diðer taraftan sosyal güvenlik sistemini düzeltmeye yönelik çok önemli bir adým atýlmýþtýr. Bu düzenlemeyi kararlýlýkla tamamlayan hükümetimize, bu vesileyle teþekkür ediyoruz.

 

Türkiye, dünya ekonomilerinin birinci liginde yer almak istiyorsa, kurallarýn olduðu, kurallarýn herkese eþit uygulandýðý ve kurallarýn nasýl deðiþtirileceðinin de kurallara baðlandýðý bir ülke olmalýdýr.

 

Kurallara baðlanmasý gereken ilk alan, mali disiplindir. Ýkincisiyse vergi denetimidir. Vergi denetimlerini maksadýný aþan uygulamalar olmaktan çýkartýp, kurallara baðlý hale getirecek adýmlar atýlmasýný istiyoruz. Yükselen enerji fiyatlarý karþýsýnda, enerji piyasasýný serbestleþtirmeye yönelik adýmlara, artýk daha fazla gecikmeden baþlanmasýný istiyoruz.

 

Ekonomik istikrarýn diðer koþulu da tartýþmasýz enflasyonla mücadeledir. Yüksek enflasyonla ancak sanal ve geçici bir büyüme saðlanýr. Bunu 90’larda gördük. Özellikle vurgulamak istiyorum ki, fiyat istikrarý istiyorsak, Merkez Bankasý’nýn baðýmsýzlýðýný ve saygýnlýðýný korumalýyýz.

 

Öte yandan, ekonomik büyüme yüksek olsa bile, istihdam saðlamadýkça büyümenin bereketini, bolluðunu hissedemeyiz. Ýþte! Görüyoruz ki, iþ bulma ümidini kaybedenlerin sayýsý giderek artýyor. Görüyoruz ki, kadýnlarýn iþ gücüne katýlým oraný kaygý verici düzeyde. Görüyoruz ki, iþsizlerin büyük bir bölümü genç ve bunlar çaresizlik içinde.

 

Bu nedenle, istihdam üzerindeki mali yükleri azaltma ve istihdamý cezalandýran mevzuatý deðiþtirmek üzere, Hükümetimizin baþlattýðý giriþim yerindedir ve bunu destekliyoruz. Þimdi bu adýmlara paralel olarak, mesleki eðitim reformuna ve iþsizlere yönelik eðitim programlarýna da, acilen baþlamalýyýz.

 

Anadolu’yu karýþ karýþ geziyor ve görüyoruz ki; kahvehaneler iþsiz dolu, ama sanayicimiz, çalýþtýracak eleman bulamýyor. Demek ki sorun, sadece iþsizlik deðil, mesleksizliktir. Zira bizim ihtiyaç duyduðumuz beceriler, okullarýmýzda öðretilmemekte; okullarýmýzda öðretilen becerilerse, iþletmelerimizde kullanýlmamaktadýr.

 

Sanayicilerimiz vasýflý eleman ararken, meslek lisesi ve üniversite mezunlarý arasýnda iþsizliðin çok yüksek olmasý, eðitim sistemimizin piyasadan ne kadar kopuk olduðunu gösteriyor. Bu uyumsuzluðu gidermek üzere mesleki eðitimi geliþtirmek zorundayýz. Ne kadar çok gencimiz bilgisayar kullanýrsa, ne kadar çok gencimiz yabancý dil bilirse; hem iþsizlik o kadar azalacak, hem de iþletmelerimizin rekabet gücü o kadar artacaktýr.

 

Yüksek Öðretim Kurumu da üniversite kontenjanlarýný, iþgücü talebine göre belirlemelidir. Üniversitelerde, biliþim teknolojileri, biyo-teknoloji, nano-teknoloji, uydu-uzay teknolojileri, ilaç ve gen mühendisliði, organik tarým, akýllý tekstil, tasarým mühendisliði, yenilenebilir enerji ve çevre teknolojilerine yönelik çalýþmalar artýrýlmalýdýr. Bir kez daha söylüyoruz ki, bugün ülkemizin en ciddi sorunu iþsizlik, çözüm yolu da eðitimdir.

 

Bugüne kadar, özel sektörümüze yönelik kararlar, hep kýsa vadeli hesaplarla verildi. Þimdi alýþkanlýklarýmýzý deðiþtirmek, uzun vadeli bir sanayi stratejisi oluþturmak zorundayýz. Bir stratejimiz olsun ki, sanayicimiz dalgalý sularda dümensiz bir gemi gibi savrulmasýn; sanayinin dümeni bizim elimizde olsun.

 

Bakýn, yýllarca verilen hesapsýz teþvikler, küresel arenada rekabet edemeyecek yatýrýmlara sebep oldu. Doðru bir sanayi politikamýz olsaydý, yatýrýmlarýmýzý rekabet gücü yüksek sektörlerde yapar, bugün çektiðimiz sýkýntýlarý yaþamazdýk.

 

Ne mutlu ki, bu sene, ihtiyacýmýz olan sanayi politikasýný, kamu ve özel sektör birlikteliðiyle oluþturmak üzere, Sayýn Baþbakanýmýzýn inisiyatifiyle bir özel ihtisas komisyonu kurduk. Sanayi ve Ticaret Bakanlýðýmýz da uzun vadeli bir sanayi stratejisi oluþturmak üzere önemli bir çalýþma baþlattý. Camiamýzýn içinden çýkan, sorunlarýmýzý en yakýndan bilen Sayýn Zafer Çaðlayan’a, bu tarihi adýmý gerçekleþtirmesi vesileyle teþekkür ediyoruz.

 

Beklentimiz, özel sektöre yönelik politikalarýn, ayaküstü alýnan kararlarla akþamdan sabaha deðil, uzun vadeli stratejilerle belirlenmesidir. Cari açýðýn çözümü de buradadýr.

 

Hükümetimizin, Ar-Ge Yasasý’ný hayata geçirmesi ve TÜBÝTAK’ý çok daha etkin bir yapýya kavuþturarak özel sektörümüzle baðlarýný güçlendirmesi de þirketlerimizin yenilikçi faaliyetlerini teþvik etmek bakýmýndan tarihi bir adým olmuþtur. Þirketlerimizin piyasa ekonomisine uyumunu saðlayacak yeni Ticaret Kanunu tasarýsýnýn da artýk daha fazla gecikmeden, bu yýl yasalaþmasýný bekliyoruz.

 

Ayrýca unutmamalýyýz ki, tüm bu reformlarý tasarlamak, yönetmek ve uygulamak için, kamu idaresinde yeni bir anlayýþa ve nitelikli kadrolara ihtiyaç vardýr. Yýllardýr sürüncemede kalan kamu yönetimi reformu tamamlanmalý, atamalar liyakate göre yapýlmalý, "usule uygun deðil, esasa uygun çalýþan" yöneticiler iþ baþýna getirilmelidir. “Ýþi ehline veriniz” ilkesini hayata geçirmek zorundayýz.

 

Yolsuzluk iddialarýndan arýnmýþ, etkin bir kamu yönetimi için, düzenleyici ve denetleyici kurumlarda baðýmsýzlýk, þeffaflýk ve hesap verebilirlik garanti altýna alýnmalýdýr. Devlet yönetiminde dedikodularla hareket edilmemelidir. Hem yolsuzlukla, hem de kamu kaynaklarýnýn israf edilmesiyle mücadelede büyük önemi bulunan kamu ihale kurumunun görev alanýný kýsýtlayacak yeni düzenlemelere gidilmemelidir.

 

Elbette sadece kamu idaresinin deðil, özel sektör olarak bizlerin de yapmasý gereken ödevler bulunuyor. Yýllardýr ýsrarla takip ettiðimiz vergi indirimleri, Hükümetimizin olumlu ve cesur yaklaþýmý sayesinde hayata geçti. O halde kayýt dýþýlýk belasýný azaltacak yönde daha çok çalýþmalýyýz ki, azalan kayýt dýþýlýk, yeni vergi indirimlerini de mümkün kýlabilsin.

 

Bizler kanaat önderleri olarak, þu basit ama acý gerçeði mutlaka anlatmalýyýz. Küresel rekabette ayakta kalmak için, yatýrým yapmak, büyümek gerek. Yatýrým yapmak için de finansman gerek. Ama kayýtdýþý kalan bir firmanýn, bundan sonra banka veya benzeri finans kaynaklarýna ulaþmasý mümkün olmayacak. Kayýtdýþý kalan, küçük kalmaya mahkûmdur. Küçük kalan da ancak taþeron olur.

 

Ülkemiz bir Kobi deryasýdýr. Ama küresel rekabette, küçük güzeldir devri bitmektedir. Artýk Kobilerimiz arasýndan küresel ölçekte iþ yapan þirketlerin çýktýðýný görmek istiyoruz. Bunun için de, iþ hayatýnda komþumuzu taklit etmek yerine, ben tüketici için nasýl yeni bir deðer katarým diye düþünerek hareket etmemiz gerekiyor.

 

Öte yandan, “çalýþanýn hakkýný, alýn teri kurumadan veriniz” öðüdüyle yetiþen bizler; iþçimize de, çalýþanýmýza da ayný özeni göstermekle yükümlüyüz. Yine bildiðiniz gibi, geçtiðimiz dönem içinde Kadýn Giriþimciler Kurulu’nu kurduk. Þimdi de illerimizde, Ýl Kadýn Giriþimci Kurullarý oluþturuyoruz. Sizlerden, bu kurullarýn çalýþmalarýna maddi ve manevi destek olmanýzý, kurul baþkanýný protokolünüze almanýzý ve kadýn giriþimcilerimizi ön plana çýkarmanýzý bekliyorum. Kadýnlarýmýzýn ekonomik yaþamýn içinde yer almasý ve temsil edilmesi, iktisadi ve toplumsal geliþim için bir zorunluluktur.

 

Sizden, deðiþimin öncüleri ve hesap sorma kültürünün savunucularý olmanýzý da bekliyorum. Zira toplumumuzda ne yazýk ki, bireyselleþmeyi, yanlýþ bir þekilde, bireycileþmek olarak algýlayanlar arttýkça, her iyiliði kendine isteyen, ama hiçbir olumsuzluðun sorumluluðunu üstlenmeyen ‘birey’ler çoðalýyor. Kimse, “iç hesaplaþma” yapmýyor, sorumluluk hissetmiyor. Büyük edebiyatçý Tolstoy’un dediði gibi; “Herkes dünyayý deðiþtirmeyi düþünüyor, ama kimse kendini deðiþtirmeyi akýl etmiyor”.

 

Bildiðiniz gibi, “adalet mülkün temelidir”. O yüzden de adalet terazisinin dengesini korumaya mecburuz. Yargýnýn hem baðýmsýz, hem de tarafsýz olmasýný beklemek ve istemek durumundayýz.

 

Hiçbir kiþi ya da kurum eleþtiriden muaf tutulamaz. Zira eleþtiri olmayan yerde kimse kendini yenileyemez, kendini geliþtiremez. Yeter ki, eleþtiri hakarete dönüþmesin. Çaðdaþ bir demokraside hiçbir kurum, kendine anayasa ve yasalarla verilmiþ görevler dýþýnda bir misyon üstlenemez.

 

Özellikle vurgulamak isterim ki, hukukun ve adaletin dýþýna çýkmakla korunabilecek bir sistem, esasen korunmaya deðer deðildir. Büyük yazar Emile Zola ne demiþti? “Cumhuriyetin þerefi, adaletidir!”

 

Bir ülkenin kalkýnma düzeyi, demokrasi düzeyinden ayrý düþünülemez. O halde Türkiye; iþleyen, yöneten, denetlenebilir ve hesap verebilir, birinci sýnýf bir demokrasi haline gelmelidir.

 

Ýþleyen demokrasiyi saðlamanýn ilk adýmý, siyaseti tabana yaymaktýr. Siyasetin de görevi, tabanýn sesini duymak, tabana kulak vermek, milletin sesi olmaktýr. Eðer, ülkemizde demokrasinin yerleþmesini istiyorsak, Siyasi Partiler ve Seçim Kanunlarýný yenilemek zorundayýz. Millet ile vekilleri arasýndaki bað güçlendirilmelidir.

 

Öte yandan, mevcut anayasamýzýn yetersiz kaldýðýný 2002 yýlýndan bu yana söylüyoruz. En son geçtiðimiz genel kurulda Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacý olduðunu anlatmýþtýk. Bugün ne yazýk ki hala ayný noktadayýz.

 

Anayasamýz; toplumumuzun çimentosu olan demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti yapýmýzý korumalýdýr. Anayasamýz; çaðdaþ devletin üç temel niteliði olan; ifade hürriyetini, din ve vicdan hürriyetini ve teþebbüs hürriyetini garanti altýna almalýdýr. Anayasamýz; demokratik dengeleme mekanizmalarýna sahip, toplumun deðerleriyle bütünleþmiþ bir toplumsal sözleþme olmalýdýr.

 

Ayrýca unutmamalýyýz ki, Anayasa’nýn yenilenmesi süreci de, en az içeriði kadar önemlidir. Amaç hepimizin anayasasýný hep beraber yazmak olmalýdýr. Ýþte bu nedenle, Türkiye’deki tüm kesimlerin temsilcilerini bir araya getirerek kurduðumuz Anayasa Platformu ile yeni bir anayasa için katýlýmcý bir süreç baþlattýk.

 

Anayasa Platformu’nda 83 sivil toplum örgütü, Türkiye’nin nasýl bir anayasa, nasýl bir siyasi sistem istediði konusunda mutabakata vardý. Ýþadamlarý, iþkadýnlarý, iþçiler, çiftçiler, memurlar, esnaf, hepimizin farklý düþünceleri, farklý çýkarlarý, farklý talepleri var gibi görünürken; tek bir sevdamýz olduðunu gördük. Bu sevda, iþte az önce vurguladýðým temel ilkelerde birleþen Türkiye sevdasýdýr!

 

Bu toplum; vatanýna, milletine, topraðýna o kadar derinden sevdalýdýr ki… Türkiye’nin menfaatleri söz konusu olduðunda toplumumuzun her ferdi, el ele, kol kola, omuz omuza; tek bilek, tek yumruk hedefe kilitlenir.

 

Bugün milletimizin tek gündemi daha çok üretmek, daha çok çalýþmak, Türkiye’yi birinci lige çýkartmaktýr. Bu millet, kendi gösterdiði mutabakatý, siyasetçilerin de göstermesini beklemektedir. Bu millet, siyasetin kendi gündemini deðil, toplumun gündemini tartýþmasýný istemektedir. Bu millet, kavga deðil, huzur üreten bir siyasi yapý istemektedir. Bu aziz milletin her ferdini karný tok, sýrtý pek, mutlu bir þekilde yaþatmak da siyasetin onlara olan borcudur!

 

Bildiðiniz gibi, son bir yýl zarfýnda terör sorunu yeniden alevlenmiþtir. Türk Silahlý Kuvvetleri en güç mevsim þartlarýnda Kuzey Irak’ta gerçekleþtirdiði baþarýlý operasyonlarla terör örgütüne hak ettiði cevabý yine vermektedir.

 

Kahraman Ordumuz, milletimizin hep en büyük gurur kaynaðý oldu ve içinde bulunduðumuz bu coðrafyada, devletimizin varlýðýný korudu. Bu vesileyle, bizlerin huzur ve güven içinde yaþayabilmemiz için canlarý pahasýna mücadele veren askerimize, polisimize, jandarmamýza þükran ve teþekkürlerimizi sunuyoruz. Þehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anýyoruz.

 

Güvenlik güçlerimiz eþkýyaya göz açtýrmazken, biz de bu bölgeye iþ götürmek, aþ götürmek zorundayýz. Terörle mücadeleyi, iþsizlikle, fakirlikle, açlýkla mücadele ederek desteklemeliyiz. Çünkü etle týrnak misali, her birimizin iyiliði diðerlerinin iyiliðine baðlýdýr. Þimdi bölgede iþgücünün eðitimini saðlayacak, özellikle kadýnlarýn giriþimciliðini destekleyecek ve böylece iþsizliði azaltacak adýmlarý atma zamaný gelmiþtir.

 

GAP’taki yatýrýmlarýn tamamlanmasýna yönelik olarak Hükümetimizin baþlattýðý giriþim, yerinde bir adým olmuþtur. Bu çerçevede bizlere düþen görev de, bölgenin ekonomik potansiyelini ortaya çýkaracak somut projeleri hayata geçirmektir. Doðu ve Güneydoðu Anadolu, keþfedilmemiþ fýrsatlarla doludur. Biz de bu fýrsatlarýn Türkiye'ye kazandýrýlmasý için elimizi taþýn altýna koymaya hazýrýz.

 

Son dönemde dünyamýzý tehdit eden sorunlarýn baþýnda küresel ýsýnma ve iklim deðiþikliði gelmektedir ve ne yazýk ki bunlarýn sorumlusu biz insanlarýz. Ben küresel ýsýnma konusunda gelinen noktayý þöyle tanýmlýyorum; bugüne kadar biz doðal hayatý tüketiyorduk. Þimdi doða, bizim hayatýmýzý tüketiyor.

 

Sanayiciler olarak bundan sonra çevreye karþý daha duyarlý olmak, enerjiyi tasarruflu ve verimli kullanmak zorundayýz. Baþta GAP bölgesinde olmak üzere, ülkemizdeki su kaynaklarýnýn korunmasýna ve etkin kullanýmýna büyük önem vermek durumundayýz.

 

Bu konuda özellikle hükümetimizden ve yerel yönetimlerden daha fazla duyarlýlýk bekliyoruz. Kentlerimizde býrakýn boþ alanlarý, en ufak bir yeþil alanýn bile bir þekilde betonlaþtýrýlmasýndan, su havzalarýndaki yapýlaþmalardan büyük endiþe duyuyoruz. Bu sebeple parolamýz; “Kalkýnmayý sosyal sorumlulukla birlikte sürdürmek” olmalýdýr.

 

Diðer taraftan, son aylarda gýda fiyatlarýnda yaþanan küresel artýþ, tarýmýn önemini bize yeniden hatýrlatmýþtýr. Çiftçimize bugüne kadar "üret de ne üretirsen üret", "üret de nasýl üretirsen üret" dendi.

 

Çiftçimizi, verimsiz, rekabetten uzak üretime yönlendirerek kandýrdýk. Vatandaþlarýmýzý pahalý gýda ürünlerine mahkûm kýlarak kandýrdýk. Tarýmda kendine yeten bir ülkeyiz diyerek de kendimizi kandýrdýk. Bundan sonra belirli ürünlerin dünyada en iyisini üretmemizi saðlayacak tarým politikalarýnýn takip edilmesini, tarýmda verimliliðin ve rekabet gücümüzün yükseltilmesini bekliyoruz.

 

Türkiye, içeride reformlarýný tamamlarken, dýþarýda da hem ekonomik gücüne, hem de tarihten gelen sorumluluðuna uygun bir politika izlemek mecburiyetindedir. Bir an bile aklýmýzdan çýkarmamalýyýz ki, Türkiye ekonomisiyle, kurumlarýyla, demokrasisiyle ve kültürel birikimiyle bu coðrafyada benzersiz bir ülkedir. Türkiye baþkalarýna özenen deðil, içinde yaþadýðýmýz bölgede herkesin özendiði bir ülkedir.

 

Rahmetle andýðýmýz Turgut Özal, yabancý ülkelerle temaslarýmýzda borç para aramanýn yerine, ticaret yapmayý öne çýkararak, özel sektörümüzde bir zihniyet devrimi baþlatmýþtý. Allah’a þükürler olsun, 30 yýl önce, bir yýlda yapýlan ihracatý, bugün bir haftada yapýyoruz.

 

Yine bu vizyon sayesinde, özel sektörümüz, sadece mal satarak deðil, yatýrým yaparak da, baþta coðrafyamýz olmak üzere tüm dünyada boy göstermektedir. Türk özel sektörü asýrlarca yönettiðimiz imparatorluk topraklarýndaki en büyük özel sektördür.

 

Türkiye, ýþýk yeniden doðudan yükselmeye baþlamýþken, Çin’den Ýtalya’ya kadar uzanan coðrafyadaki en büyük ekonomidir. Türkiye, medeniyetleri birleþtiren Ýpek Yolu’nun merkezindedir. Avrupa’nýn enerji güvenliðini saðlayacak baðlantýlarýn kavþak noktasýndadýr.

 

Ve en önemlisi, Türkiye bu özellikleriyle Avrupa’yý 21. yüzyýlda küresel güce dönüþtürecek bir ülkedir. Artýk herkes kabul etmelidir ki, bugün Avrupa’nýn Türkiye’ye ne kadar ihtiyacý varsa, Türkiye’nin de Avrupa’ya o kadar ihtiyacý vardýr. Avrupa Birliði hedefini bir an bile unutmamalý, reformlara devam etmeliyiz.

 

Avrupa Birliði ülkelerinden de, 50 yýla yaklaþan bu süreçte, Türkiye’ye verdikleri sözlerde durmalarýný, yapýlan anlaþmalarýn ruhuna ve özüne uygun davranmalarýný ve ülkemizin üyeliði konusunda kuþkular oluþturan açýklama ve hareketlerden kaçýnmalarýný istiyoruz.

 

Avrupa Birliði’nin temel aldýðý evrensel norm ve deðerler, cumhuriyetimizin temel ilkelerinin ve katýlýmcý demokrasimizin tamamlayýcýsý olacaktýr. Ýþte bu yüzden Türkiye’de belki de ilk defa, toplumun neredeyse tamamýný temsil eden sivil toplum ve meslek örgütleri olarak Avrupa Birliði projesinin arkasýnda duruyoruz. Ben inanýyorum ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiði muasýr medeniyete ulaþma hedefini, Avrupa Birliði üyeliði ile gerçekleþtirmiþ olacaðýz.

 

Küresel güç dengesi yeniden þekillenirken, Türkiye, yýldýzýnýn yeniden parladýðý, tarihi bir fýrsatý elinde tutmaktadýr. Unutmayalým ki, fýrsatlarýn kazasý olmaz. Þimdi kýsýr siyasi çekiþmeleri býrakýp, iþ üzerine aþ üzerine konuþma zamanýdýr. Þimdi sorunlar üzerine deðil, çözümler üzerine odaklanma zamanýdýr. Þimdi milletimizin gündemiyle buluþma zamanýdýr.

 

Tüm kurumlar demokrasiyi içtenlikle benimsemeli, birbirleriyle üstünlük mücadelesine girmemeli; herkesin hayat tarzýna saygý gösterilmeli, ortak yaþam bilincine erebilmek için kendimizi tanýmlarken baþkalarýný ötekileþtirmekten vazgeçmeliyiz.

 

Türkiye, iþin, liyakatin, sorumluluðun, birlikteliðin vataný haline gelmelidir. Türkiye, çalýþma ahlâkýnýn ön plana çýktýðý, çalýþmanýn ve üretmenin en geçerli deðer haline geldiði bir ülke olmalýdýr. Türkiye, her bir vatandaþýnýn, çalýþma ve liyakat yoluyla ana-babasýndan, çocuklarýnýnsa, kendisinden daha iyi yaþayabileceðinin mümkün olduðu bir ülke olmalýdýr.

 

Tüm bunlarý mümkün kýlmanýn, sadece tek bir yol vardýr. Bütün sorunlarýmýza çözüm getirecek yapýsal reformlarý yapabileceðimiz, siyasal ve toplumsal huzur ortamýný oluþturmak. Unutmamalýyýz ki, büyümeyi ve kalkýnmayý, ancak bu huzur ortamýnda gerçekleþtirebiliriz.

 

Sizler, bu toplumun kanaat önderlerisiniz! Sizler Türkiye’nin deðiþim ve dönüþüm sürecinin liderlerisiniz! Sizler, ürettiðiniz mallarla, küresel þirketlerimizle, þanlý bayraðýmýzý dünyanýn dört bucaðýnda dalgalandýran cefakâr Türk müteþebbislerisiniz!

 

Sizin sözlüðünüzde içe kapanmak, komplo teorilerine itibar etmek, deðiþimden korkmak yok! Sizler emek verensiniz, üretensiniz, ülkeniz için fedakârlýk yapan insanlarsýnýz. Sizin meydana getirdiðiniz bu büyük camia, bu topraklarda cumhuriyetimizin de, demokrasinin de, kalkýnmanýn da, en büyük garantisidir.

 

Bu ülke ne çektiyse kardeþini öteki diye görenden çekti. Bizleri o karanlýk günlere geri götürmeye kimsenin gücü yetmez. Bugün bir olmak, birlik olmak, beraber olmak günüdür. Bugün, ayrýlýktan azabýn, birlikten rahmetin, doðacaðý gündür. Dünü kavgayla geçirip patinaj yapmýþsak, bugün o kavgalarý geride býrakma günüdür.

 

Bugün yarýný kurmaya baþlayacaðýmýz ilk gündür. Bugün Türkiye’yi, bu güzel ülkeyi, huzur içerisinde, yüreðimizden çýkan o büyük sevgiyle, baþarýdan baþarýya koþturacaðýmýz gündür. Ýþte o gün, bugündür deðerli arkadaþlarým.

 

Bu anlamda, Benim Türkiye için büyük hayallerim var;

• Dünyanýn en büyük 10 ekonomisi arasýna giren,

• Dünyanýn 100 büyük þirketi içinde küresel milli þirketleriyle yer alan, en az üç sektörde dünya lideri olan, 500 milyar dolar ihracat yapan bir Türkiye,

• Ýcat çýkaran, bilim üreten ve ihracatýnýn dörtte biri ileri teknoloji ürünlerinden oluþan bir Türkiye,

• Ekonomisiyle, birinci sýnýf demokrasisiyle, tarihsel birikimiyle, kültürel zenginliðiyle, bütün dünyanýn örnek aldýðý bir Türkiye,

• Büyük Atatürk'ün iþaret ettiði yönde, diðer milletlere de önderlik eden bir Türkiye,

• Dünyadaki yeri tarihteki yerine yaraþan bir Türkiye…

 

Peþinden gidecek cesaretiniz varsa, bütün hayalleriniz gerçek olur. Bizim hayallerimizin peþinden gidecek cesaretimiz var. Biz bu ülkeye hizmet için varýz. Biz bu ülkenin sevdalýsýyýz.

 

Deðiþimden korkmadan, yarýþtan kopmadan, hedeften sapmadan, yorulmadan yýlmadan; Hayallerimize ulaþmak için, bu güzel Türkiye için hep birlikte çalýþmaya bugün burada hep birlikte söz verelim. Yolumuz açýk olsun. Þansýmýz bol olsun. Allah yardýmcýmýz olsun.

 

Resim Galerisi

tobb-genel-kurul-30052008.jpg

Facebook